Diyanet Temkine Ne Zaman Kulak Verecek?
Takvimler arasındaki vakit farkları, ibadetlerde ihtiyat meselesini gündemde tutuyor. Diyanet, temkin konusundaki itirazları yeniden değerlendirmeli ve toplumdaki tereddütleri gidermelidir.
Namaz ve oruç vakitlerinde takvimler arasında görülen farklılıklar, yıllardır aynı soruyu gündemde tutuyor: İbadetlerde ihtiyatı esas alan temkin uygulamasından neden vazgeçildi? Bir evde sahur sofrası kaldırılırken başka bir evde yeme içmenin sürmesi, aynı mahallede yatsı için farklı saatlerin beklenmesi, meselenin günlük hayattaki karşılığıdır. İnsanlar ibadetlerini gönül rahatlığıyla yerine getirmek istiyor. Bu sebeple vakit farkları, üzerinde durulması gereken ciddi bir sorumluluk meselesidir.
Tartışmanın yakın geçmişindeki dönüm noktası, Din İşleri Yüksek Kurulunun 21 Ocak 1982 tarihli ve 6 sayılı kararıdır. 1983 yılından itibaren uygulanan değişikliklerle imsak hesabında kullanılan güneşin ufkun altındaki açısı 19 dereceden 18 dereceye indirilmiş, imsak ve yatsıdaki temkin uygulaması değiştirilmiştir. Böylece daha önce kullanılan hesap usulünü sürdüren takvimlerle Diyanet takvimi arasında belirgin farklar ortaya çıkmıştır. Bugün konuştuğumuz ayrılığın arkasında bu tercih bulunmaktadır.
Temkin, kelime anlamıyla ihtiyat ve tedbirdir. Vakit hesaplarında ise gözlem şartları, ufuk, yükseklik ve benzeri etkenlerle bağlantılı olarak gözetilen ihtiyatı ifade eder. Ancak her vakte aynı yönde eklenen gelişigüzel bir bekleme süresi değildir. İmsakta yeme içmeyi daha erken bırakmak, ilgili namazlarda ise vaktin girdiğinden emin olarak ibadete başlamak şeklinde karşılık bulur. Bu ayrım bilinmeden yapılan değerlendirmeler, temkinin maksadını da tartışmanın mahiyetini de eksik bırakır.
Diyanet, geçmişte gereğinden fazla uygulandığını belirttiği temkini mutedil hâle getirdiğini, zorunlu olan düzeltmeleri koruduğunu açıklamaktadır. İmsak için benimsediği 18 derecenin de bilimsel ölçülere ve gözlemlere uygun olduğunu savunmaktadır. Elbette kurumun bu açıklamaları dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, önceki uygulamayı savunanların ilmî ve fıkhî itirazları da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Bir açıklamanın yapılmış olması, toplumdaki tereddütlerin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Türkiye Takvimi, imsak ve namaz vakitlerinde 1983 öncesindeki temkinli hesap usulünü esas almayı sürdürmektedir. Fazilet Takvimi de 1983 öncesinde uygulanan temkinli vakitleri esas almıştır. Her iki takvimin bu konudaki yaklaşımında, ibadetlerin sıhhatini koruma ve vakit konusunda ihtiyatı gözetme düşüncesi öne çıkmaktadır. Bu hassasiyeti, yalnızca farklı bir takvim kullanma tercihi gibi görmek yeterli değildir. İtirazın dayandığı hesaplar ve dinî gerekçeler birlikte değerlendirilmelidir.
Türkiye Takvimi'nin açıklamalarına göre, Türkiye'nin bulunduğu enlemlerde imsak farkı 15–20 dakikaya, yatsı farkı ise yaklaşık 10 dakikaya varabilmektedir. Farklılıklar imsak ve yatsıda daha belirgin olmakla birlikte, diğer namaz vakitlerinde de daha kısa süreli farklar görülebilmektedir. Bu süreler her şehirde ve yılın her gününde aynı değildir; yer ve tarihe göre değişir. Ancak farkın değişken veya daha kısa olması, vakitlerin doğruluğuna ilişkin soruları önemsizleştirmez. Özellikle
imsakta orucun başlangıcını, namazlarda ise vaktin girişini ilgilendiren bu farklılıkların gerekçeleri açık ve anlaşılır biçimde ortaya konulmalıdır.
Oruca gerçek imsak vaktinde başlanması ve iftarın güneş battıktan sonra yapılması esastır. Aynı şekilde namazda da vaktin girmiş olması gerekir. Bu bakımdan sahurda ihtiyatlı davranarak yeme içmeyi erken bırakmakla, imsak vaktinin girmiş olabileceği bir zamana kadar sürdürmek aynı şekilde değerlendirilemez. Akşamda da güneşin battığından emin olmak için kısa bir süre beklemenin anlamı açıktır.
Vatandaşın “Ben Diyanet takvimine uyuyorum” demesi anlaşılır bir tutumdur. Dinî hizmetlerden sorumlu kuruma güvenmesi tabiidir. Ancak bir kuruma duyulan güven, vakitlerin doğruluğuna ilişkin itirazları ve ibadetlerin sıhhati konusundaki tereddütleri tek başına ortadan kaldırmaz. Asıl olan, namazın vaktinde kılınması ve oruca gerçek imsak vaktinde başlanmasıdır. Bu sebeple ibadetlerin sıhhati konusunda ihtiyatı gözetmek, temkinli vakitleri esas almayı gerektirir. Diyanet’e duyulan güven de kurumun farklı görüşleri dinleme ve itirazları cevaplandırma sorumluluğunu artırır. Diyanet, temkinli vakitleri savunan takvimlerin uzmanlarıyla aynı masaya oturmalı; hesapları, gözlemleri ve fıkhî dayanakları karşılaştırmalı, sonuçları herkesin anlayacağı bir dille açıklamalıdır.
Daha doğru karar, imsak ve yatsıda temkinin kaldırılması yönündeki tercihten vazgeçilmesi ve ihtiyatı esas alan uygulamaya dönülmesidir. İhtiyat, ibadetin güvenle yerine getirilmesine hizmet ettiği ölçüde kıymetlidir. Namaz ve orucun sıhhati konusunda dile getirilen tehlike iddiaları ve endişeler, üzerinden yıllar geçtiği için göz ardı edilemez. Diyanet, ibadetlerin tehlikeye girmesini önlemeyi öncelik saymalı; bu ihtilafı gidermek için acilen adım atmalıdır. Temkine kulak vermek, milletin ibadet hassasiyetine ve gönül huzuruna sahip çıkmaktır.
İbadette ihtiyat, ihmal edilemeyecek bir sorumluluktur.
Muhabbetle…
NOT: Temkin, vakit hesapları ve 1983 değişikliklerine ilişkin bilimsel verilerin aktarımında Türkiye Takvimi’nin “Farklı Takvimler ve Ramazan İmsakiyeleri” başlıklı açıklamalarından faydalanılmıştır.