Değişim Nasıl Oluyor?
Sevgili Okurlarım,
Toplum hızla değişiyor. Üstelik bu değişim öylesine hızlı ki, çoğu zaman ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyoruz. Asıl düşündürücü olan ise, bu gidişin doğru mu yanlış mı olduğunu tartışsak da, artık ona "dur" diyemiyor oluşumuzdur.
Anadolu'dan büyükşehirlere göç eden ailelerin çocukları, aradan çok uzun yıllar geçmeden adeta başka bir kimliğe bürünüyor. Kendi kültüründen, kendi köklerinden ve hatta kendi ailesinden uzaklaşan yeni bir nesil ortaya çıkıyor.
Yakın bir akrabamız bundan 18 yıl önce Batı'ya göç etti. İlk yıllarda yaz tatillerinde çocuklarını köye getirirdi. Sonra, "Artık gücüm yetmiyor." demeye başladı. Aradan tam 18 yıl geçti. Bu yaz köye geldiğinde yalnızdı. Yüzünde sanki hayatın bütün yükünü taşıyan, ölümü bekleyen bir insanın hüznü vardı.
Çocuklarını sordum.
Yaşları bugün 25 ile 35 arasında...
Derin bir iç çekti ve şu cümleyi kurdu:
"Onlar artık bizim köyün çocukları değil."
"Köyü de, buradaki akrabaları da beğenmiyorlar. Batı'nın çocukları oldular. Evlendiler. Evlerinde çocuk yerine kedi ve köpek besliyorlar. Torun hasreti çekiyorum. Siyasi görüşleri bile tamamen değişti."
Bu sözleri duyunca uzun süre düşündüm.
Bugün televizyon dizileri, dijital platformlar ve sosyal medya, gençlerin hayatına anne-babadan, öğretmenden ve hatta akrabalardan daha fazla yön verir hâle geldi.
Okuma alışkanlığı zayıflayan, araştırmayan ve duyduğu her sözü sorgulamadan kabul eden gençler; sosyal medyanın oluşturduğu kültürel akıntıya kapılarak kendi değerlerinden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor.
Öyle bir noktaya geldik ki; anne ve babasını beğenmeyen, aile büyüklerini küçümseyen, kendisini her konuda daha bilgili ve daha akıllı gören bir nesil yetişiyor.
Çevremizde görüyoruz...
Bazı gençler hısım ve akrabalarıyla bağlarını tamamen koparıyor. Köyünü, kasabasını, hatta memleketini söylemek yerine sadece "Ben İstanbulluyum." demeyi tercih ediyor.
Oysa insanı güçlü yapan, doğduğu şehir değil; kökleri, kültürü ve ailesidir.
Bundan altı yıl önce Almanya'da yaşlı bir gurbetçiyle sohbet etmiştim. Hayatının özetini birkaç cümleyle anlattı:
"Bir ev, bir araba parası kazanıp Türkiye'ye döneceğim diye geldim. Sonra çocuklar büyüdü. Ardından biz de bu hayatın içinde kaybolduk. Bugün elli yıl geçti. Ne çocuklarımıza benzeyebiliyoruz ne torunlarımız bize benziyor. Onları kaybettik. Şimdi ise Türkiye'ye de dönemiyoruz."
İşte değişim bazen böyle sessiz geliyor.
Önce şehir değişiyor...
Sonra çevre...
Ardından alışkanlıklar...
En sonunda ise insan, farkına varmadan kendisini değiştiriyor.
Elbette değişmek hayatın gerçeğidir. Teknoloji gelişecek, şehirler büyüyecek, insanlar yeni hayatlar kuracaktır. Ancak değişim; insanı kendi köklerinden, ailesinden, kültüründen ve manevi değerlerinden koparıyorsa, orada durup yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü kökünü unutan ağacın ayakta kalması ne kadar zorsa, geçmişini unutan toplumların geleceği de o kadar belirsiz olur.
Kalın sağlıcakla.