Kravat takıyoruz, olmuyor.
Toplantı istiyoruz, olmuyor.
Üretiyoruz, istihdam sağlıyoruz, yine olmuyor.
Halk arasında anlatılan Malik Bin Ejder hikâyesi de burada devreye giriyor.
Elbette kimse evliyaların beddua ettiğine inanmaz.
Ben de inanmıyorum.
Kahramanmaraşlı sanayiciler kendi aralarında konuşuyor artık.
Yüksek sesle değil…
İç çekerek, başını öne eğerek…
“Bir terslik var” diyorlar.
“Bu kadar emek, bu kadar üretim, bu kadar istihdam…
Ama hâlâ kapımız çalınmıyor.”
![]()
Ve söz mecaza kayıyor:
“Bizim derdimiz beddua etmek değil,” diyorlar,
“ama sanki bu şehir hep bekleyen,
hep umut eden,
hep kapıda kalan bir şehir.”
Sanki her gelen Ankara yolunu biliyor ama
Kahramanmaraş sanayicisinin yolunu şaşırıyor.
Bu şehirde 10’dan fazla personel çalıştıran 813 aktif iş yeri var.
Bu şehirde sanayici var, iş insanı var, üretim var.
Ama bu şehrin derdi, muhatap yokluğu.
İşte bu yokluk, insanın dilini sertleştiriyor.
Sözü ağırlaştırıyor.
Edebiyatı keskinleştiriyor.
Milletvekillerine yönelen sitem de buradan doğuyor.
İsimler anılıyor, sesler yükseliyor.
En çok da şu cümle duyuluyor:
“Biz sizi Ankara’ya gönderdik ama sesimizi alamadık.”
Bu bir beddua değil.
Bu, temsil edilememenin feryadı.
Edebiyatın başkenti Kahramanmaraş’ta sitem bile şiirle yapılır.
Ama o şiir artık gül kokmuyor.
Daha çok is kokuyor, yanık kokuyor.
“Bir şehrin umudu törpülenirse,” diyorlar,
“o şehirde her şey yarım kalır.
Yatırım yarım kalır,
destek yarım kalır,
umut yarım kalır.”
Sanayi Bakanı’nın sanayiciyle toplantı yapması gerekirken siyasi bir salonda bulunması, bu şehrin hafızasına not düşülmüştür.
İster kabul edilsin ister edilmesin.
Önümüzde yeni bir takvim var.
3 Şubat’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel Kahramanmaraş’a geliyor.
Belki bu kez biri çıkar da bu şehrin sanayicisinin sesini yüksek sesle söyler.
Ve Ramazan geliyor…
19 Şubat’ta başlıyor.
Sanayici diyor ki:
“Biz beddua etmeyeceğiz.
Biz kapı kırmayacağız.
Biz sesimizi yükseltmeyeceğiz.”
Ama şunu yapacağız:
Bir araya geleceğiz.
Kur’an okutacağız.
İftar vereceğiz.
Tövbe edeceğiz.
Çünkü insan bazen derdini Ankara’ya anlatamaz,
ama Allah’a anlatır.
Bu bir şehir efsanesi mi?
Belki.
Ama şurası kesin:
İhmal efsane değil.
Görmezden gelinmek efsane değil.
Duyulmamak efsane değil.
Ve bazen,
bir şehrin iki yakasının bir araya gelmemesi,
bedduadan değil,
ilgisizlikten olur.
Söylenecek çok söz var , Allah yardımcımız olsun diyorum.
Hayırlı Günler Diliyorum