Bu Deprem de Böyle Oldu!

Bu Deprem de Böyle Oldu!

Bu Deprem de Böyle Oldu!

Sevgili Okurlarım,
Hani Şair söylemiş ya : gel halimi sorma bana bugün ben bende değilim,

Hayat bazen öyle dersler veriyor ki, insan dönüp geçmişine bakmadan edemiyor.

Kahramanmaraş'ta yaşadığımız büyük deprem, sadece binaları yıkmadı; anılarımızı, sokaklarımızı, alışkanlıklarımızı ve nice umutlarımızı da yerle bir etti. Şimdi ise aynı sokaklarda yeni binalar yükseliyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum, şehir meydanını ve yeni iş yerlerini hizmete açtı. Gezdim, gördüm. Büyük emek verilmiş, modern yapılar inşa edilmiş. Devlet, deprem yaralarını sarmak için büyük bir mücadele veriyor.

Ama insanın aklından şu soru da geçmiyor değil...

Uzmanlar, "Bölgede büyük depremler yaklaşık 450 yılda bir yaşanıyor." diyor. Doğru mudur, yanlış mıdır; bunu zaman gösterecek. Biz o günü göremeyeceğiz belki. Fakat bugünden baktığımda içimden şöyle geçirmek geliyor:

"Acaba 450 yıl sonra yaşayacak insanlar, bizim bugün yaptığımız binalara nasıl bakacaklar?"

Belki onlar bizim teknoloji dediğimiz şeyi ilkel bulacak.

Belki de bugünün betonarme yapıları yerine, depremi tamamen etkisiz hâle getiren bambaşka şehirler kuracaklar.

Kim bilir...

Biz de geçmişte yapılan evlere bakıp eksiklerini konuşuyoruz ya, onlar da bir gün bizi konuşacak.

Toplantıya giderken yol kenarındaki ulu çınarlara gözüm takıldı.

Daha yaz bitmeden yaprakları sararmıştı.

Elli dereceyi bulan sıcaklar...

Kuruyan ağaçlar ve rüzgâr...

Bitmek bilmeyen fırtınalar... ulu çınarı kökünden söken poyraz !

Asırlık çınarlar bile başını öne eğmişti.

Bir an kendi kendime sordum:

"Yoksa yalnız ağaçlar mı yoruldu?"

Sanki şehir de yorulmuştu.

İnsanlar da...

Hatıralar da...

Eskiler boşuna söylememiş: şairin dediği gibi,

"Şu ulu çınarın boynu bükülmüş,
Daha güz gelmeden boynu bükülmüş..."

Biz de biraz öyle olmadık mı?

Deprem bizi eğdi ama yıkamadı.

Ayağa kalktık.

Fakat içimizde kırılan dalları herkes göremiyor.

Çünkü insanlar yüzümüze bakıyor.

İçimize değil.

Gündüz gülüyoruz...

Gece ise yalnız kaldığımızda, kimsenin duymadığı sessizliklerle konuşuyoruz.

Dost arıyorsunuz...

Kalabalıkların içinde bile bazen bir tek dost bulamıyorsunuz.

İnsan, en çok da kendi içine sığınıyor.

Hayat garip...

Bir gün kar yolları kapatıyor.

Bir gün güneş toprağı yakıyor.

Bir gün deprem evleri alıyor.

Bir gün zaman, sevdiklerini.

Biz ise bütün bunların ortasında yaşamaya devam ediyoruz.

Çünkü hayat beklemiyor.

Saat durmuyor.

Takvim yaprakları eksilmeye devam ediyor.

Ben biliyorum...

Bir gün ben de bu dünyadan göçeceğim.

Belki yazılarım kalacak.

Belki ismim unutulacak.

Belki de bir köşede sararmış bir gazete sayfasında yalnızca birkaç satır...

Ama Kahramanmaraş yaşayacak.

Yeni nesiller gelecek.

Yeni çınarlar büyüyecek.

Yeni meydanlar kurulacak.

Yeni insanlar bu sokaklarda yürüyecek.

Bizden geriye ise sadece yaşadıklarımızın hikâyesi kalacak.

Onun için bugün birbirimizi daha çok anlayalım.

Şehirleri sadece betonla değil, merhametle de inşa edelim.

Çünkü deprem, yalnızca binaları değil; sevgisiz bırakılan insanları da yıkıyor.

Kalın sağlıcakla...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri