Bir Çınarın Ardından… Teyze Anne Yarısıdır
Hayat bazen insanın önüne öyle ayrılıklar çıkarır ki, sadece bir yakınını değil; çocukluğunu, geçmişini, köklerini ve hatıralarını da uğurlar. Bazı insanlar vardır, sessiz yaşarlar ama gittiklerinde büyük bir boşluk bırakırlar. Çünkü onlar sadece bir aile büyüğü değil, aynı zamanda bir dönemin yaşayan hafızasıdır.
1 Ağustos 2026 tarihinde, 93 yıllık ömrünü tamamlayan kıymetli büyüğümüz Ayşe Avcı Hakk'ın rahmetine kavuştu.
Bu satırları yazarken kalemim ağırlaşıyor. Çünkü ben sadece bir kayınvalidemi değil, önce teyzemi kaybettim.
Atalarımızın, “Teyze anne yarısıdır.” sözü, bugün benim için bir atasözünden çok daha fazlasını ifade ediyor.
Çocukluğumun en sıcak hatıralarında onun şefkati vardı. Bayramlarda uzattığı eli, zor günlerde ettiği dualar, güler yüzü ve nasihatleri vardı. Sonra kader bizi yeniden aynı aile çatısı altında buluşturdu; bu kez kayınvalidem oldu. Ama benim gönlümde hiçbir zaman değişmedi. O, hep annelik şefkatiyle yanımda olan kıymetli bir büyüğümüz olarak kaldı.
Merhume Ayşe Avcı'nın hayatı, aslında bir Yörük obasının hikâyesidir.
Kimliğinde 1933 yılında Aydın'da dünyaya geldiği yazıyor o dönemde doğan her yörük çoğunda gibi. O yıllarda Saçıkara Kelebekli Yörükleri, Anadolu'nun kadim konar-göçer topluluklarından biri olarak diğer yörük aşiretleri gibi yaylak ve kışlak arasında yaşamlarını sürdürüyordu.
Bizim ailemiz de Aydın yöresinden ayrılarak Yörük kültürünü yaşatmak amacıyla Çukurova'ya doğru göç etti. Uzun yıllar göç yollarında yaşandı; yazın yaylalara çıkıldı, kışın İslahiye ovasındaki kışlaklara inildi.
Ardından 1940'lı yıllarda Fevzipaşa'ya yerleşilerek konar-göçer hayat sona erdi. Çadırlar toplandı, obalar dağıldı; ama Yörüklüğün ruhu hiçbir zaman kaybolmadı.
Yerleşik hayata geçilmesinin ardından, Saçıkara Yörüklerinin Osmancalar kolundan, Fevzipaşa'nın sevilen ve “Gökçe Mehmet” namıyla tanınan merhum Mehmet Avcı ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten bir erkek evlat ve beş kız evlat yetiştirdi. Oğlunu vatan hizmeti için asker ocağına uğurladı; beş kızını ise Yörük töresine, aile terbiyesine ve Anadolu irfanına yakışır şekilde büyütüp yuva sahibi etti. Sadece çocuklarını değil, torunlarını da sevgisiyle büyüten, fedakârlığıyla örnek olan bir Anadolu kadınıydı. Onun en büyük zenginliği ne malı ne mülküydü; yetiştirdiği hayırlı evlatlar ve geride bıraktığı güzel isimdi.
Bir ömür... Tam doksan üç yıl...
Yokluk gördü... Göçü gördü... Yerleşik hayata geçişi gördü... Evlat büyüttü... Torun sevdi... Acılar yaşadı... Sevinçler yaşadı... Ama hiçbir zaman duasını, sabrını ve tevekkülünü kaybetmedi.
Cenaze günü Fevzipaşa Mezarlığı'nda bir kez daha anladım ki, insan bu dünyadan ayrılırken yanında ne malını götürüyor ne de makamını... Geride kalan yalnızca güzel bir isim, hayırlı evlatlar ve insanların dilindeki güzel dualar oluyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah sizin mallarınıza ve suretlerinize bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.”
Demek ki insanın gerçek zenginliği; kalbidir, ahlakıdır ve geride bıraktığı güzel izlerdir.
Bu vesileyle kıymetli büyüğümüzün cenazesine katılan, omuz veren, defin sırasında yanımızda bulunan, taziyemize gelerek acımızı paylaşan, telefonla arayan, mesaj gönderen, sosyal medya üzerinden başsağlığı dileklerini ileten, dualarıyla bizlere güç veren bütün dostlarımıza, akrabalarımıza, hemşehrilerimize ve Saçıkara Kelebekli Yörükleri Avcı & Aydın ailemiz adına en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.
Acımızı paylaşan herkesten Allah razı olsun.
Bugün Fevzipaşa'da bir ev biraz daha sessiz... Bir sofrada bir tabak eksik... Bir bayram sabahında bir dua daha az... Bir çınar daha toprağa emanet edildi.
Merhume Ayşe Avcı; bir anneydi, bir teyzeydi, bir kayınvalideydi... Ama hepsinden öte, Saçıkara Kelebekli Yörüklerinin çınarlarından biriydi.
Rabbim merhumemiz Ayşe Avcı'ya sonsuz rahmetiyle muamele eylesin. Kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe, makamını Firdevs eylesin. Bizlere de onun bıraktığı güzel ahlakı, aile bağlarını ve Yörük töresini yaşatmayı nasip etsin.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.