Ailenin Çatısı Çöküyor!

Ailenin Çatısı Çöküyor!

Ailenin Çatısı Çöküyor!

Sevgili Okurlarım,

Bir ülkenin geleceğini sadece yolları, köprüleri, fabrikaları ve gökdelenleri belirlemez.

Bir ülkenin asıl geleceği ailesinde ve çocuklarında saklıdır.

Bugün Türkiye olarak önümüzde çok ciddi bir mesele var: Nüfusumuz yaşlanıyor, doğumlar azalıyor, gençler evlenmeyi erteliyor ve aile kurma düşüncesi giderek zayıflıyor.

TÜİK verileri de bu tabloyu açıkça ortaya koyuyor. Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1,42 çocuğa kadar geriledi. Oysa nüfusun kendini yenileyebilmesi için bu oranın yaklaşık 2,10 seviyesinde olması gerekiyor. 2025 yılında 76 ilde doğurganlık hızı yenilenme seviyesinin altında kaldı.

Bu artık sadece bir nüfus meselesi değildir.

Bu, aile meselesidir.

Gençler Neden Çocuk İstemiyor?

Bugün bazı gençler evlenmekten, bazıları ise çocuk sahibi olmaktan çekiniyor.

Kimi ekonomik sıkıntıları gerekçe gösteriyor.

Kimi “Çocuk büyütmek çok zor” diyor.

Kimi kariyerini kaybetmekten korkuyor.

Kimi özgürlüğünün sınırlanacağını düşünüyor.

Kimi de çocuk yerine bir kedi veya köpekle hayatını paylaşmayı tercih ediyor.

Elbette hayvan sevgisi kötü bir şey değildir. Tam tersine hayvanlara merhamet toplumun güzelliğidir.

Ama burada başka bir gerçeği de görmemiz gerekiyor:

Bir toplum çocuk yetiştirme sorumluluğundan uzaklaşıp yalnızca bireysel hayatını merkeze koymaya başlarsa, geleceğini de tartışmaya başlamış demektir.

Çünkü kedi ve köpek sevgisi ile çocuk sahibi olmanın birbirinin alternatifi olduğunu söylemek doğru değildir.

Ancak gençlerin neden çocuk sahibi olmak istemediğini sorgulamadan onları suçlamak da doğru değildir.

Ailenin Çatısı Neden Çöküyor?

Eskiden aile, hayatın merkeziydi.

Evde büyükanne vardı, büyükbaba vardı, anne vardı, baba vardı, çocuklar vardı.

Sofra vardı.

Komşuluk vardı.

Bayram vardı.

Düğün vardı.

Akrabalık vardı.

Çocuk, yalnızca anne ve babanın değil, bütün ailenin sorumluluğuydu.

Bugün ise giderek yalnızlaşıyoruz.

Aynı evin içerisinde herkesin elinde ayrı bir telefon var.

Aynı sofrada oturan insanlar birbirleriyle konuşmak yerine ekranlara bakıyor.

Çocuk anne babasının yanında ama zihni başka dünyalarda.

Anne babanın zamanı yok.

Çocuğun zamanı yok.

Büyüklerin sözü dinlenmiyor.

Aile içindeki sohbet azalıyor.

Çatı var ama aile sıcaklığı giderek kayboluyor.

Çocuk, Masraf Değil Gelecektir

Elbette çocuk büyütmenin ekonomik bir yükü vardır.

Bezinden mamasına, okulundan üniversitesine kadar ciddi bir maliyet söz konusudur.

Fakat çocuğa yalnızca “masraf” gözüyle bakarsak büyük bir yanılgıya düşeriz.

Çocuk aynı zamanda gelecektir.

Yarın bu ülkenin doktoru olacak.

Mühendisi olacak.

Öğretmeni olacak.

Çiftçisi olacak.

İşçisi olacak.

Sanayicisi olacak.

Gazetecisi olacak.

Devleti ve milleti geleceğe taşıyacak insan kaynağı olacak.

Bugün çocuk sahibi olmayan toplum, yarın çalışan nüfusunu, üreticisini ve genç insan gücünü kaybetmeye başlar.

Nitekim TÜİK verilerinde 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payının 2007'de yüzde 26,4 iken 2025'te yüzde 20,4'e gerilediği, 65 yaş ve üzerindeki nüfusun payının ise yüzde 7,1'den yüzde 11,1'e yükseldiği görülüyor.

Bu tablo bize çok şey anlatıyor.

Türkiye yaşlanıyor.

Gençlere Kızmadan Önce Onları Dinleyelim

Ancak burada gençlere de haksızlık etmeyelim.

“Çocuk yapın” demek kolaydır.

Asıl mesele gençlerin önündeki şartları düzeltmektir.

Genç insan evlenecek…

Önce iş bulacak.

Ev bulacak.

Kira ödeyecek.

Düğün yapacak.

Sonra çocuk sahibi olacak.

Çocuğunun eğitimini düşünecek.

Geleceğini düşünecek.

Bütün bunların karşısında gençlerden sadece fedakârlık beklemek yeterli değildir.

Aileyi koruyacak ekonomik ve sosyal politikalar da güçlü olmalıdır.

Genç aile desteklenmeli.

Çocuk sahibi olmak cezaya dönüşmemeli.

Çalışan anne-babanın hayatı kolaylaştırılmalı.

Kreş imkânları artırılmalı.

Eğitim ve barınma yükü hafifletilmeli.

Ama bütün bunların yanında toplumun aileye bakışı da yeniden güçlendirilmelidir.

Aileyi Yeniden Ayağa Kaldırmalıyız

Aile çökerse toplumun diğer kurumları da bundan etkilenir.

Aile güçlenirse toplum güçlenir.

Çocuk kendisini güvende hissederse geleceğe umutla bakar.

Anne ve baba birbirine saygı duyarsa çocuk da saygıyı öğrenir.

Evde sevgi varsa çocuk sevgiyi dışarıda aramaz.

Bizim yeniden yapmamız gereken şey sadece daha fazla çocuk sahibi olmak değildir.

Daha güçlü aileler kurmaktır.

Çocuklarımızı teknolojiye, sosyal medyaya ve sokaktaki başıboş kültüre teslim etmeden yetiştirmektir.

Anne babanın çocukla konuştuğu, çocuğun anne babasına güvenebildiği bir aile ortamını yeniden kurmaktır.

Çünkü mesele sadece nüfus değildir.

Mesele nesildir.

Mesele kültürdür.

Mesele gelecektir.

Mesele Türkiye'dir.

Bugün ailenin çatısında çatlaklar oluşmuş olabilir.

Ama hâlâ geç değil.

Çatıyı yeniden onarabiliriz.

Bunun için devlete, anne babaya, öğretmene, medyaya ve hepimize görev düşüyor.

Çocuklarımızı sadece dünyaya getirmek değil, onlara güzel bir dünya bırakmak zorundayız.

Unutmayalım:

Güçlü aile, güçlü toplumdur.

Güçlü toplum, güçlü Türkiye'dir.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Biz çocuklarımıza nasıl bir gelecek bırakacağız; çocuklarımız olmadan geleceğimizi nasıl kuracağız?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri