İSTİKAMETİN BEDELİ
İnsan yola nasıl çıkarsa, yol da ona göre şekillenir…
Kendi gücüne dayanarak çıkan yorulur…
Ama Allah’a dayanarak çıkan, yolun yükünü hafifletir…
Çünkü Allah’a tevekkül eden, yalnız yürümez…
İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen bir hakikat vardır:
Doğru yol tektir… Eğri yollar ise sayısızdır…
Peygamber Efendimiz Muhammed bir gün yere bir çizgi çizmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Bu benim dosdoğru yolumdur…”
Sonra o çizginin sağına ve soluna eğri yollar çizmiş ve şöyle demiştir:
“Bunların her birinin başında bir şeytan vardır…”
Demek ki mesele, sadece yürümek değil…
Hangi yolda yürüdüğünü bilmektir…
Bugün insanın en büyük yanılgısı şudur:
Kısa yolların, doğru yoldan daha hızlı sonuç vereceğini zannetmek…
Oysa hakikat bunun tam tersidir…
Kısa gibi görünen yollar, insanı uzatır…
Kolay gibi görünen yollar, insanı yorar…
Ama Allah’ın emrettiği istikamet,
yavaş gibi görünse de en sağlam yoldur…
Kur’an-ı Kerim sadece hedefi göstermez…
Aynı zamanda yöntemi de öğretir…
Çünkü din Allah’tan geldiği gibi,
o dinin nasıl yaşanacağı, nasıl hâkim kılınacağı da Allah’tandır…
Allah eksik değildir…
Hükmü de tamdır, yolu da tamdır, metodu da tamdır…
Bu yüzden hak bir davanın,
batıl yöntemlerle kazanılması mümkün değildir…
Hud Suresi 112. Ayet bize en ağır sorumluluğu yükler:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol…”
Bu sadece bireysel bir çağrı değildir…
Bu bir hayat nizamıdır…
Sen doğru olacaksın…
Seninle yürüyenler de doğru olacak…
İşte bu yüzden bu ayet,
en ağır ayetlerden biridir…
Bugün ise en büyük problem şudur:
İnsanlar sonucu konuşuyor…
Ama yöntemi konuşmuyor…
Zafer isteniyor…
Ama o zaferin hangi yolla kazanıldığı sorgulanmıyor…
Oysa bir hakikat vardır:
Yol yanlışsa, sonuç doğru olamaz…
Bir insan, başkalarının kusurlarını basamak yaparak yükseliyorsa…
Aslında yükselmiyor, düşüyordur…
Bir insan, kirli yollarla kazandığını zannediyorsa…
Aslında kaybını ertelemekten başka bir şey yapmıyordur…
Çünkü kirli yollar, eninde sonunda sahibini de kirletir…
Bugün ne yazık ki…
İftiranın,
bel altı vuruşların,
itibarsızlaştırmanın
normalleştiği bir düzen oluşmuştur…
Güç, hak için değil…
Zaman zaman üstünlük kurmak için kullanılmaktadır…
Ve güç, adaletle buluşmadığında
zulme dönüşmektedir…
İşte tam bu noktada tercih ortaya çıkar:
Ya kirli metotlarla hızlı bir zafer arayacaksın…
Ya da temiz bir istikametle ağır ama sağlam adımlarla yürüyeceksin…
Benim için ölçü nettir:
Kirli metotlarla kazanılan bir zaferdense,
ölmek daha evladır…
Çünkü o zafer, zafer değildir…
O yükseliş, yükseliş değildir…
Oysa mesele son derece açıktır:
Metot kirliyse, zafer temiz olamaz…
Yol yanlışsa, sonuç doğru olamaz…
Ve Allah’ın rızası olmayan bir başarı,
başarı değildir…
İnsan, ya istikamet üzere yürür…
Ya da başarı zannettiği bir sapmanın içinde kaybolur…
Tercih nettir…
Ya doğru kalıp zorlanacaksın…
Ya da yanlışla kolaylaşıp kaybolacaksın…
Ve şunu unutmamak gerekir:
Şerefsiz bir yoldan geçerek kazanılan bir zafer,
zafer değildir…
Şerefini koruyarak kaybeden bir insan ise,
aslında kaybetmiş değildir…
Çünkü zafer dediğin şey,
sadece kazanmak değil…
Nasıl kazandığındır…
Ve Allah’ın razı olmadığı bir zafer,
aslında en büyük yenilgidir…
Mehmet Akpınar
04.04.2026