Bir Gönül Kazanmak

Bir Gönül Kazanmak

Bir Gönül Kazanmak

Bir kişinin hidayetine vesile olmak, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha kıymetlidir. Bu müjdeyi veren Peygamberimizin izinden yürümek zorundayız.

Bir gün Efendimizin mübarek vücudunda yattığı hasırın izleri çıkmıştı. Sahabe dayanamadı:
“Ey Allah’ın Resulü, sana güzel bir yatak hazırlayalım” dediler.
O ise şöyle buyurdu:
“Ben dünyada, bir ağacın altında gölgelenip sonra yoluna devam eden garip bir yolcu gibiyim.”

Başka bir zaman, kralların, sultanların ihtişamı hatırlatıldığında ise:
“Bırak ya Ömer, dünya onların olsun; ahiret bize yeter” buyurdu.

İşte böyle bir Peygamberin ümmeti olmak… Böyle bir liderin arkasından yürümek…

“Bir kişinin hidayeti dünyadan daha hayırlıdır” müjdesini alan sahabe bu sözü sadece dinlemedi; ayağa kalktı. Sofrada hurma yerken, istirahat ederken, karargâhta dinlenirken… Yerlerinde duramadılar. Çünkü onların derdi yok etmek değil, diriltmekti. Bir kişi daha kurtulabilir mi? Bir gönle daha iman ulaşabilir mi? Bunun ümidiyle koştular.

İslam’da esas olan budur: Yok etmek değil, ihya etmek… Öldürmek değil, diriltmek…

Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle değiştirin. Buna gücünüz yetmezse dilinizle. Ona da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz edin.”

Demek ki seyirci kalma hakkımız yok.

Yine açık bir uyarı var:
“Ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz; ya da Allah’ın azabı sizinle olur.”

Üçüncü bir yol yok.

Geçmiş ümmetlerin helak sebeplerine baktığımızda tablo ibret vericidir. İlahi yasağı hileyle delenler… Dilleriyle doğruyu söyleyip hayatlarında yanlışa ortak olanlar… Dil başka, hayat başka…

Bugün de değişen bir şey yok. İnsan Allah’ın görmediğini zannediyor. Oysa her adım kayıtlı, her niyet malum.

Peki biz neredeyiz?

Evimizde çocuğumuza adaleti öğretmeden toplumda adalet arayamayız.
Siyasette dürüstlük istemeden kendi küçük menfaatlerimiz için eğilip bükülemeyiz.
Sosyal hayatta merhameti savunup, dilimizle insanları incitemeyiz.

Bir gönül kazanmak önce evde başlar, sokakta büyür, toplumda karşılık bulur.

Bu dünya 60–70 yıllık bir misafirhane… Sonsuz bir hayatı göze alarak yaşamaya değer mi?

Bize düşen çok konuşmak değil; doğru yaşamak. Çok slogan atmak değil; güven vermek. Tebliğ önce hal iledir. Sahabe bunun için etkiliydi. Adaletleriyle, merhametleriyle, vakarlarıyla insanlara İslam’ı sevdirdiler.

Bugün de ihtiyaç duyulan budur.

Yılmadan… Yorulmadan…
Yalnız kalsak da…

Çünkü kıyamete kadar hakkı ayakta tutan bir topluluk mutlaka var olacaktır.

Tarih, kenarda duranları yazmaz.
Tarih, sorumluluk alanları yazar.

O topluluklardan biri biz neden olmayalım?

Selam ve dua ile

Mehmet Akpınar
24 Şubat 2026

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kahramanmaraş Haberleri