Küçük Esnafın Tanımı ve Gerçekler

Küçük Esnafın Tanımı ve Gerçekler

Küçük Esnafın Tanımı ve Gerçekler

Bugün ülkemizde ters giden öyle bir durum var ki, artık insanların canını yakmaya başladı.

Evinin bir köşesinde, yaz aylarında bir ay ya da bilemediniz bir buçuk ay salçalık biber çekerek üç-beş kuruş kazanmaya çalışan vatandaşa, “Maliye kaydı yaptır, fatura kes” deniliyor. Peki bu ne kadar gerçekçi?

Maliye kaydı yaptıran bir vatandaşın karşısına çıkan tablo ortada: Her ay yaklaşık 2.500 TL muhasebe ücreti, ayrıca Maliye ve SSK için boşta olsa bile verilen beyanname giderleri 350 ile 650 TL arasında değişiyor. Okuma yazması dahi olmayan, sadece kısa süreli bir işten geçimini sağlamaya çalışan bir insan bu yükün altından nasıl kalkacak?

Dünyaya baktığımızda ise farklı bir model görüyoruz. Başta Rusya olmak üzere birçok ülkede küçük üretici ve esnaf için pratik çözümler üretilmiş durumda. Belediyeler ya da devletler küçük kulübeler, pazar alanları kuruyor. Vatandaş geliyor, bir ay ya da iki ay ürününü satıyor, karşılığında da cüzi bir ücret ödüyor. Vergi sistemi de buna göre basit ve adil şekilde düzenleniyor.

Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere birçok yerde buna bizzat şahit olduk. İnsanlar evinde yetiştirdiği iki domatesi, üç biberi, birkaç demet yeşilliği getirip satabiliyor. Devlet de bu satıştan makul bir pay alıyor, hepsi bu kadar.

Bizde ise durum ne yazık ki farklı.

Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten bu konuda bir çalışma yapmasını ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sunmasını bekliyoruz.

Düşünün ki yaşlı bir ninemiz, bir ineğinden elde ettiği 10-15 kilo sütü satarak hayvanına yem alıyor, evine ekmek götürüyor. Bu insana “Maliye kaydı yaptır, fiş kes” demek ne kadar doğru?

Ya da sokakta mısır, kestane, çorap ya da çerez satarak geçimini sağlayan bir seyyar esnaf… Bu insanlar cezalandırılmamalı, aksine teşvik edilmelidir. Çünkü bunlar üretir, çalışır ve alın teriyle kazanır.

Vergi elbette olmalıdır. Ancak adaletli olmalıdır.

Bugün aylık net kazancı 50 bin TL’nin üzerinde olanlardan vergi alınması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Gerçek kazanç sahipleri denetlenmeli, vergilendirilmelidir.

Küçük esnaf için ise daha sade bir sistem getirilebilir. Zorunlu muhasebe, defter, ağır bürokrasi yerine; isteğe bağlı ya da makul düzeyde zorunlu bir Bağ-Kur sistemi uygulanabilir. Böylece hem sosyal güvence sağlanır hem de insanlar kayıt altına alınırken ezilmez.

Unutulmamalıdır ki; bugün Türkiye’deki bu tür küçük esnafın toplam cirosu, büyük bir holdingin cirosu kadar bile değildir. Dolayısıyla enerjimizi ve denetim gücümüzü doğru yere yönlendirmek zorundayız.

Sözün özü; küçük esnafla uğraşmak yerine büyüğü denetlemek, hem ekonomi hem de sosyal adalet açısından en doğru tercih olacaktır.

Hayırlı günler diliyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ekonomi Haberleri