pozitivizm-6

pozitivizm-6

RIZA TEVFİK

Rıza Tevfik Bölükbaşı; diğer adıyla Filozof Rıza, 1868 yılında Edirne’nin bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Cisr-i Mustafa Paşa kasabasında Arnavut baba ve Çerkez bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir 35

Babası Kaymakam Hoca Mehmet Tevfik, oğlu Rıza’yı Yahudi, Ermeni mekteplerinde ve Galatasaray Sultanisinde okutmuş; ancak yaptığı yaramazlıklar nedeniyle Galatasaray Sultanisinden atılmış, Fransızca bildiği için Tıbbiyeye kaydolmuş, fakat Tıbbiyeden de atılmış, atılma nedeni, Sultan II. Abdülhamit aleyhine konuşmalarıdır.

Rıza Tevfik, hür, itaat etmeyen, isyankâr bir ruha sahip, skolastik zihniyete düşman, Abdullah Cevdet ve Salih Zeki ile dost, çok yönlü bir insandır. Ama sistematik değildir. Eklektik (devşirmeci) bir kişilik yapısıyla karşımıza çıkar. Şairliği, filozofluğu, hekimliği, pehlivanlığı, meddahlığı ve hicivciliği vardır. Ama Hakkı Süha’ya göre; güzel ve unutulmayacak tek yanı şairliğidir. Bir dergiye verdiği mülâkatında bunu kendisi de ifade etmektedir.

Rıza Tevfik, mizacına uygun bulduğu Bektaşiliğe intisap etmiş, burada “babalık” makamına kadar yükselmiştir. Ama ne bağlandığı bir şeyhi, ne de etrafında müridanı vardır. Bu konuda; H. Ziya Ülken şöyle diyor: “Bazıları onun büyük bir felsefe üstadı olduğunu söylerken, bir kısmı da hiçbir fikre sahip olmayan dilettente (meraklı) gözüyle bakmışlardır. Bu hücumlar belirli bir fikir açısından gelmiyordu.

Serbest düşünceli, Bektaşi ve mason olmasından dolayı koyu dinciler, onu iyi karşılamıyorlardı. Fakat Şark ve Garba ait kuşatıcı bilgisiyle o çevrelerin saygısını kazanmıştır. 36

İnişli- çıkışlı, uzun süren düzensiz tahsiline rağmen; ansiklopedik bir bilgiye sahiptir. Almanca, Arapça, Farsça, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Latince bildiği söylenir.

 

Hatta İ. Habib Sevük’e göre; “ Hepsini de hem konuşur hem yazar, hepsinin hem şivesine hem edebiyatına vakıftır”

Meşrutiyetin ilanından bir yıl önce; yani 1907 yılında İttihat ve Terakki cemiyetine girdi. Kısa sürede Dernek içinde büyük bir itibar kazanarak; İstanbul temsilcisi oldu. Bunda hatipliğinin, girişkenliğinin ve ortak değerleri olan pozitivizmin rolü olsa gerek diye düşünüyorum. Arkasından Derneğin kontenjanından Osmanlı Mebusanına Edirne mebusu olarak seçilir.

 

Balkan savaşının İttihatçılar tarafından çıkarıldığına inandığı için İttihatçılarla yollarını ayırdı. Rıza Tevfik, bu durumu şöyle anlatır: “ O zaman vükelâyı tenkit etmiştim. Seli Sırrı da yine benimle beraberdi. Asıl fecisi ise; bu vükelâyı bizim haberimiz olmadan tenkit ederek soyan, aynı komitenin İstanbul’da gizli yaşayan, hüküm süren, bazı meşhur azası vardı. Bundan mada kendi garazlarına mebni bazı askeri ümerayı, sonra bazı tanınmış muharrirleri sokak ortasında vurmaya başladılar. Bu arada Ahmet Samim’in katlinden evvel, merhumun bir dostuna yazmış olduğu mektubu gördüm. Kopyasını aldım ve Cemiyetin tembihine hatta tehdidine rağmen Meclis- i Mebusanda alenen okuyarak azim ve rezalet çıkardım. Hatırlarsınız ki o zaman Edirne mebusu idim. Bu hususlar, benim İttihat ve Terakki’den tamamen ayrılmamı mucib oldu” 38

1912’de Hürriyet ve İtilaf Partisine girdi. Bu sırada Sultan II. Abdulhâmid’den özür dileyen “Sultan Abdulhamid Han’ın Ruhâniyetinden İstimdat” başlıklı şiirini yazdı. Ma’arif nazırlığı yaptı. Ateşli kişilik yapısı, politik tutarsızlıkları nedeniyle çalkantılı bir hayat sürdü. Sevr Antlaşmasını imzalayan Osmanlı delegasyonu içinde yer aldığından yüzellilikler içine kondu ve bu yüzden 1922’de yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

Önce Kahire’ye gitti. Emir Abdullah’ın davetiyle Hicaz üzerinden Ürdün’e geldi ve Emir’in Divan Tercümanlığında göreve başladı. Daha sonra Sıhhiye ve Asar- ı Atıka Müdürlüğüne getirildi. 1928 Yılında New York’a çocuklarının yanına gitti. Bir yıl sonra tekrar görevinin başına Amman’a döndü. 1934’te emekli olunca; Lübnan’ın Cunye kasabasına yerleşti. Yüzelliliklerin affından üç yıl sonra Yurda döndü. 1949’da öldü.

Rıza Tevfik, Türkiye’de ilk defa Rehber- i İttihad- ı Osmanî adında özel bir lisede felsefe dersleri verdi. Bu bakımdan Türkçede felsefe dilinin oluşması ve gelişmesinde onun emeği vardır . 40 Daru’l- Fünûn Edebiyat fakültesinde felsefi konferanslar veren Rıza Tevfik, daha sonra aynı Fakültede felsefe hocalığı da yapmıştır.

Daha çok İngiliz pozitivistlerinin etkisinde kalan Rıza Tevfik’in üstadı Herbart Spencer’dir. Onun L’individu contre l’Etate, Individual versus the State (devlete karşı birey) isimli eserinden çok etkilenir ve bu kitapta yer alan fikirleri kendisi için bir ilke edinir. 41 Biyolojist yönüyle Spencer, selection naturel, yani en uygun olanın hayatta kalmasını savunduğundan, bunu sosyal hayata da uygulamış, böylece; rasyonel bireyi savunarak liberalizmin gelişmesine katkıda bulunmuştur. 42 Bu noktaya işaret eden Rıza Tevfik, şöyle diyor: Spencer’a göre; geçmişte liberalistlerin başlıca görevi kralların yetkilerini sınırlandırmakken, gelecekte gerçek liberalistlerin asli görevi parlamentonun güç ve hâkimiyetine sınır tayin etmek olacaktır.43

Rıza Tevfik’i etkileyen bir diğer İngiliz filozofu John Stuart Mill’dir. Mill’in kitaplarından bazılarını tercüme eder. Hürriyet konusundaki görüşleri üzerinde durur ve Meşrutiyet idaresinin kurulması ile hürriyet meselesinin sağlanmış olamayacağını, bu idarenin de denetlenmesi gerektiğini, Mill’den esinlenerek ele alır 44 İngilizler, mutlak hâkimiyeti kral ve aristokratlardan alıp; bu yetkiyi parlamentoya vermekle yetinmemişler, onunda sivil toplum kuruluşlarınca denetlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir.45

Rıza Tevfik, 1943’te Yurda döndükten sonra, 3 Temmuz 1943 tarihli Çınaraltı Dergisinde yayımlanan mülâkatında; pozitivist- materyalist anlayışın etkisiyle Allah’a inanmadığını, gençliğinde yazdığı bazı şiirlerinde bu durumu kapalı bir şekilde ifade ettiğini belirtmektedir. Daha sonra bilim, felsefe, din hakkındaki düşüncelerinin berraklaştığını, Allah inancına tekrar sahip olduğunu, Hicaz’da sürgün hayatı yaşarken Kâbe temizliğine bizzat katıldığını46 ifade etmektedir.

POZİTİVİST FELSEFENİN TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

 

ÖZET

 

Pozitivizme göre; biz, sadece fenomenleri bilebiliriz. Bu bilgimiz de kesin değil, rölativdir. Pozitivist felsefenin kurucusu Fransız filozofu Auguste Comte’dur. Ona göre; yaşanan çağ, 19. yüzyıl bilim çağıdır. Bu yüzden felsefe de pozitif olacaktır. Felsefenin pozitifleşmesi demek, onun teolojik ve metafizik unsurlarından ayrılması demektir.

 

Geçmişten günümüze İnsan zihni üç dönem geçirmiştir. Bunlar; teolojik, metafizik ve pozitif dönemlerdir. Pozitif dönem, sadece olayları ele alır. Olayları idare eden şeyin yalnızca tabiat kanunları olduğunu söyler. Bu dönemin ürünü bilimdir. Oysa teolojik dönemin ürünü din, metafizik dönemin ürünü ise felsefedir.

 

Pozitivist felsefenin Türkiye’ye yansımaları; Batıdan, özellikle Fransa’dan tercümeler yoluyla başlamıştır. Yeni Osmanlılar, İttihat ve Terakki dernekleri ile Servet-i Fûnun Ulum- u İktisadiye ve İçtimaiye gibi dergiler aracılığı ile olmuştur.

 

 





Bu yazı için bir yorum yazın

Bir Cevap Yazın

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Adres: Trabzon Bulvarı Borsa Caddesi Ticaret Borsası İşhanı altı no: 9/3 Merkez Kahramanmaraş Telefon: 03442212035 Faks: 0344 225 00 50 Cep Telefonu: 0542 233 89 31
Portal Teması : Wptr.Co