Ne oldu da böyle oldu?

Ne oldu da böyle oldu?

Herkes bu soruyu sorabilir, sormalıdır da.

Sadece vicdanımı dinledim.

Ölüm dedik, kader dediler.

Riyada dünya markası bir toplum..!

Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?

Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?

Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.

Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar…

Nasıl taşıyorsunuz yüreğinizde bunca nefreti?

Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), “Asabiyet (kavmiyetçilik) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücadeleye girişen bizden değildir.” der. Benim yazılarım halkımıza birer çağrıdır. Öncelikle batıdaki, doğudaki çocukları, savaşta ölmüş anaları çağırıyorum. Bu savaş en çok sizin yüreğinizi yaktı. Bu çatışmalı süreç olmasaydı; asker, polis ve gençlerimizin ölümlerini değil de, sağlık, bilim ve ekonomi üzerine kafa yorup, buna göre yazılar yazsaydık. Çünkü sorgulamayı bilmeyenlerin peşine takıldığı karanlıklar, aydınlığı göremez körleştirilmişliklerinden. Katilden himmet ve minnet dilenen toplumlar, gözlerinden dünyası sökülmüş çocukları için yas tutamazlardı.

Yaşamımız şimdi tek kültürlü bir yaşama doğru başını almış gidiyor. Tek kültürlü bir dünyada insanlığın halini göz önüne getirelim. Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık. Eskilerin söylediği hani; “Güzel kızı göster çirkin kızı gelin gönder.”

Yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz en afili söylemi kuşkusuz kardeşlik söylemidir. Öyle pahalı bir söylemdir ki kardeşlik, diyeti kanla ödeniyor. Paramparça bedenler, dehşetle donup kalmış yüzler ve kan ve kan… İnsanlar ölüyor. Bedenleri parçalanıyor. Bombalarla, mermilerle insanlığımız yarılırcasına yüreğimize ölümü gömüp giderken, ortalıkta nedense hayli kan sevici var.

Bir olay yaşandığında basit mantık yürütmeyle “kime yarar” sorusuyla fail bulunmaya çalışılır. İktidar ve medyası topluma korkunç bir nefret, yalan ve dezenformasyon pompalamakta, yandaş medya da onun kuyruğuna takılmış, TV’lerin haber bültenlerinde söylediklerine inandırıyorlar. İnsanların zavallı olduklarının, çaresizliklerinin sonucunda oluşturdukları nefreti “düzene” değil başka kanallara yöneltmeyi başaran egemenler, bu iş için medyayı kullanmaktadırlar. Bu hastalıklı psikolojiye sahip kişiler bir araya geldiklerinde yağma ve linç için hazır gözü dönmüş bindirilmiş kıtalar oluşturmaktadırlar. Yanlış bilinç üretilmeye devam edilmekte ve yalanlar medya aracılığıyla topluma yutturulmaktadır. Milletin beklentisi ve isteği büyük bir algı operasyonu ile yok edilmeyle karşı karşıyadır.

Her gurup diğerlerinden nefret etmeyi neredeyse dinin bir vecibesi gibi gördü, bu gün gelinen nokta ortada. Hiç bir gurup diğerini sevmiyor ve birlikte yaşama diye bir dertleri yok. Ben 50 yaşındayım. Bu ülkede kırk yıldır zor günlerden geçiliyor (!)  Oysa o zor günler hala yaşanıyor.  Yaklaşık 35 yılım ihtilallerle, demokrasi katliamlarıyla ve insanlık ızdıraplarıyla kan ağlayanlara tanıklıkla geçti. Çocuklarım da okuyor ve televizyonda görüyor. Bu bir toplum için büyük bir talihsizliktir. Bize büyük sorumluluklar düşmekte. Bizler çağımızın tanıklarıyız. Günümüzde bir ötekileştirme ve düşman virüsleri saçılmaktadır. Bu topraklarda yüzlerce yıldır birlikte yaşıyoruz. Hangi kanata sahip olursak olalım; insaf ve vicdan hislerimizi birleştirelim. Toplumsal yaşamın her alanında biraz dikkatli bakmakla görebileceğimiz bir uçurum tüm ilişkilerde bu gün mevcuttur. “Yüz yıllardır kız alıp kız vermişiz”, “Aynı cephede sırt sırta savaşmışız”, “Aynı tastan yemek yemişiz”, “Aynı çeşmeden su içmişiz”, “Kapılarımız birbirimizin evlerine açılmış” söylemleri bu gün düşmanca bakışlara evrilmiştir. Ürünlerimiz aynı yağmurda yeşeriyor, çamaşırlarımız aynı rüzgarda kuruyor. Çeşitli tahriklerle sokağa çekilmeye çağrılanlara yakın tarihte yaşanılan pişmanlıkları hatırlatıyoruz. Bu kirli kavganın hiçbir zaman galibi yoktur.

Farklılıklarımız zenginliğimizdir…

Siz bu kadar nefreti nasıl taşıyorsunuz?

Ben senin kara gözlerindeki sevgi, hürmet, kardeşlik ışığını çok iyi bilirim.

Aramıza evlatlarımızın ölü bedenleri kondu. Ölü ve şehit hesabı yapılmamalı. Bir ülkenin anneleri can evlerinden vuruldu.

Ayetlerle, dualarla askere uğurlama törenleri yapılmış, eline kına yakılarak gönderilmiş çocukları tabutlarla gelmekte. Şam Emevi Camisinde Cuma namazı kılacağız hayalleri gerçekleşmezken, işbirlikçi muktedirler yoksul halkın çocuklarının öldüğü kirli savaşta ölenlerin cenaze namazına durdular. Burada cami neyine yetmiyor da, ta Şam’a namaza gidiyorsun…

Polis, Asker anaları perişan, korku ile evlatlarının ismini şehit listelerinde aramaktalar. Bir ülke topyekûn uçuruma götürülmekte.

Nefret çığ olmuş üzerimize gelmekte, hepimizi toparlayıp götürmekte. Bu ne pis bir savaş ki, sokaklar kin,neret doluyor.

Dün cephelerde göğüs göğse vuruşan bir ülkenin çocukları şimdi yoldan geçen askerini ve polisini kalleş tuzaklarla patlatıp bin parçaya bölmekte. Kurunun yanında yaş da yanmakta. Sivil halktan kayıplar olmakta. Sokağa çıkma yasakları ile cenazeler defnedilememekte, evlerde kalakalmakta. Geleceğe yüzyıllarca yetecek kin, nefret, öfke miras bırakılmakta. Kimse kimse ile konuşmaya cesaret edememekte. Moraller bozuk. Toplum feci bir travma yaşamakta, en ufak bir gerilimde insanlar kontrollerini kaybedip birbirlerinin boğazına sarılacak kadar öfke tavan yapmış durumda.

Bilmezsiniz. Bilseydiniz nefret edemezdiniz. Daha çok ölüm dileyecek kadar kalleş, insanların taze yaralarına tuz basacak kadar alçak olamazdınız. Yüreğinizde büyüttüğünüz nefretin, adını dilinizden düşürmediğiniz Yaradan’ın suretine en büyük küfür olduğunu görmemek için. Her besmeleyle esirgeyiciliğini ve bağışlayıcılığını zikrettiğimiz Allah’ın, esirgeyip bağışladığı kullarının canlarına kıymanın nasıl Müslümanlık olduğunu sorgulamamak için… Bir taraftaki ölümü yüceltip ötekini alçaltarak olmuyor, kimse ölmesin ve bence kimse ölümü yüceltmez ise kimse de ölmez!

Siyasiler şu pis inatlaşmayı bırakıp bozulan barış treninin son vagonunu kaçırmamak için elden gelen gayreti göstermelidirler. Yaşanmış vahşetin adını 12 Eylül koyduğumuz çekimlerinde “devlet ve milletçe” yer aldığımız bir filmi tekrar izliyoruz.

Sevgi gibi değil ki bu. Sevgi hafiftir. Girdiği yüreği büyütür, ferahlatır. Nefret ise katran karası, yapış yapıştır. Ağırdır. Nefretin değdiği yürek kararır, ağırlaşır, darlanır gün be gün. Siz, sırf sizin gibi düşünmedikleri için, hiç tanımadığınız canların ölümüne sevinip, “niye daha fazla değil?” diye üzülecek kadar nefreti nasıl sığdırıyorsunuz yüreklerinize? Bu nedenle ülkede yaşayan tüm insanlara dini, dili, ırkı, mezhebi, rengi ne olursa olsun eşit davranılmalı ve toplumun huzurunu bozan herkim ise ona izin verilmemelidir. İnsanların birbirileri ile çatışmasını sağlayarak elde edilecek bir iktidar ya da hükümet ülke ve halk menfaatine olmayacaktır.

Sarıldığınız sevdiklerinizin tabutlarından başınızı kaldırdığınızda Vatan Sağolsun öğretilmişliği ve şartlanmışlığını bir yana bırakarak,“Vatanı çocuklarımız ve sevdiklerimizle yaşamak için istiyoruz.” Savaşa Hayır, Barışı Haykır.

Bildiğim, barış için canlarını ortaya koymuş insanların temiz yüreklerine, nefretinizin karasını çalamayacaksınız. Bildiğim, halkların demokrasi ve adalet özlemlerine engel olamayacaksınız.

Bu kirli savaş otuz yıl daha devam etse bile, sonuç değişmez. Yol daha yakınken bu çatışmalı süreçten vazgeçmeli, hemen barış sağlanmalıdır.

Siz de bilin. Boşuna uğraşıyorsunuz. Size rağmen, size inat BARIŞ olacak.

Barıştan başka şansımız yok.





Bu yazı için bir yorum yazın

Bir Cevap Yazın

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Adres: Trabzon Bulvarı Borsa Caddesi Ticaret Borsası İşhanı altı no: 9/3 Merkez Kahramanmaraş Telefon: 03442212035 Faks: 0344 225 00 50 Cep Telefonu: 0542 233 89 31
Portal Teması : Wptr.Co