Kaybettiğimiz Değerler

Bu haber 08 Kasım 2018 - 15:34 'de eklendi ve 112 kez görüntülendi.

Bardağın dolu tarafını görmek istemeyenlerin, yapılan her şeyi küçük görüp küçük gösterenlerin sayısı hızla çoğalıyor. ‘Başkalarına en sert biçimde çuvaldız batırırken kendimize toplu iğnenin ucunu bile değdiremiyoruz.’
Görgü, nezaket ve asalet
Görgü, nezaket ve asalet kaybettiğimiz değerlerlerin başında geliyor. ‘Asil azmaz’ derdi eskiler. Şimdi azmayan kimse bulmak ne mümkün? Görgülü ve nazik bir insan olmak elbette kolay değil. Çarşıda / Pazarda satılmıyor ki alasın. Bu kazanımlar için uzun yıllar gerekiyor. Başka bir yerden gelip bir beldeye yerleşen bir ailenin ancak üçüncü nesilleri arzu edilen görgü seviyesine ulaşabiliyor. Bilindiği gibi çocuklar ‘görgü, nezaket ve asaletlerini’ öncelikle aileden alıyorlar. Okullarda pekiştiriyorlar.
Dinleme görgüsü
Görgü ve nezakettin olmazsa olmazı ‘dinlemeyi bilmektir’ derdi büyüklerimiz. Büyükleri ve de küçükleri dinlemek çok önemliydi. Bu sebeple ‘Söz gümüşse sükût altındır’ denilirdi. Bu güzelim söz de geçerliliğini yitirdi maalesef. Büyükleri susturmanın imkânı olmadığı gibi çocuklara bile susun demek nerdeyse suç kabul ediliyor artık. Herkes konuşmak istiyor. Dinlemeyi beceremeyen görgü ve nezaketten yoksun yığınların bulunduğu ortamlarda huzur olmuyor. Ne yazık ki buralarda kargaşa ve kavga egemen oluyor.
İkili ilişkilerde görgü
Görgü, nezaket ve asaletin şartlarından bir diğeri, insanları kırmamaya özen göstermektir. Bu başkalarının her isteğine ‘evet’ diyeceğimiz anlamına gelmemelidir. Elbette ki toplumun zararına olacak her eyleme ‘hayır’ diyebilmeliyiz. Kendi menfaatlerini öncelik haline getiren, arsız ve utanmazların isteklerini tabi ki geri çevirmeliyiz. Ama bunu yaparken nezaket kurallarını elden bırakmamalıyız. Görgüsüz ve nezaketsiz insanların iki cihanda da kabul görmeyeceklerini, bir başkasının hakkını çiğnemenin, başkalarının hakkını yemenin kötü bir davranış olduğunu çocuklarımıza mutlaka öğretmemiz gerekiyor. Hem de olabildiğince hızlı davranarak…
Makamda görgü
Bize; ‘Makamın geçici olduğu bu yüzden makamların insanları yüceltemeyeceği, insanların kendi deneyimleriyle makamları yücelteceği’ öğretilirdi. Makam sahiplerinin hallerini arz etmek için yanlarına gelenleri olabildiğince tevazu ve hoşgörü içerisinde dinlemeleri ve vatandaşın dertlerine çözüm üretmeleri söylenirdi. Sürekli ‘adam olmaktan’ bahsedilirdi. Adam olmak; ‘görgülü ve nazik olmak’ demekti.
Gittikçe kabalaşıyoruz
‘Ne söylediğiniz önemli değil, karşınızdakinin ne anladığı önemlidir’ mealinde bir söz vardır. Güler yüzlü, etrafıyla iletişim kurabilmeyi başaran, selam veren, iyi günler dileyen, teşekkür edebilen, özür dileyebilen insanların sayısı o kadar azaldı ki. Ters orantılı olarak toplum içinde gerginlik, kabalık, itiş kakış, kavga, boşanma, ayrışma, ötekileşme, farklılaşma adaletsizlik, saygısızlık, kısaca ‘kabalıklarımız’ o denli çoğaldı ki kendimizi tanıyamaz olduk.
Reçete
Çözüm mü? Bilmem! Konu gerçekten önemli, her şeyi bilen ve her şeyi düzenleyen iktidar sahibi beyefendilere sormak lazım.

M.Fatih Erdoğan
M.Fatih Erdoğanerdogan@kahramanmarasgazetesi.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.