HİKMETİ NE OLA Kİ?

Bu haber 15 Eylül 2018 - 11:24 'de eklendi ve 172 kez görüntülendi.

İnsan Rab’bini tanımak ve tabi ki imtihan olmaki için yaratılmıştır demiştik dünkü yazımızda. Okuyucularımdan arayanlar ve mesaj atanlar vardı. Bunlar içinde teşekkür edenler olduğu gibi, yaşadıkları (imtihan oldukları hadiseleri) kavrayamayanlar ve hikmetini anlamada zorluk çekenler olduğunu da gelen sorulardan anladım.
Tabi yaşadığımız acıların hikmetlerini insanın anında bilmesi mümkün değil, hadiseler olur, sonuçlarını(hikmetini) yıllar sonra çözersiniz, basiret gözlüğünüz varsa. Çocuğunuz veya eşiniz vefat eder, evinizde yangın çıkar, bir hastalık geçirirsiniz velhasıl olmadık müsibetler yaşarsınız, bunların mutlaka bir hikmeti vardır, bunu bilmek gerekir. Neyse konuyu Kur’anda anlatılan bir hikaye ile açalım Şu meşhur, Kehf Suresi’ndeki üç kıssadan bir olan Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.)’ın buluşması ve yolculuğu hikayesini duymuşsunuzdur.
Altınoluk Dergisi yazarlarından Cafer Durmuş, bu sure ışığında bizi bu yolculuğa çıkartıyor.
“Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (18/65) buyrulan Hızır (a.s.) ile Musa (a.s.)’ın karşılaşması ayetlerde şöyle anlatılır: İlk önce Musa (a.s.) “Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” demiş.
Hızır (a.s.) ise “Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?” (18/66-68) cevabını vermiştir. Musa (a.s.)’ın onu; “İnşaallah, beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.” diye temin etmesine rağmen Hızır (a.s.) yine de “Eğer bana tabi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” (18/69-70) demekten geri durmamıştır.
Kehf Suresi’nin 65 ila 82. ayetlerinde belirtildiği üzere bu yolculuk sırasında Hızır (a.s.) bindikleri gemiyi delmiş, rastladıkları bir çocuğu öldürmüş ve halkının kendilerini misafir etmekten kaçındığı bir beldede yıkılmak üzere bulunan bir duvarı meccanen doğrultmuştur.
Tabii bunların her birinden sonra Musa (a.s.) ona, niçin böyle yaptığını sorma gereği duymuş ve ilk iki sorusuna “Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?” (18/72-75) cevabını almıştır. Ancak üçüncü sorudan sonra Hızır (a.s.); “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.” (18/78) diyerek, yaptıklarının hikmetine dair bazı bilgiler vermiştir. Hızır (a.s.)’ın izahatı ayetlerde şöyle nakledilmektedir:

ZOR ZAMANDA “VEREN DE O ALAN DA O” DİYEBİLMEK
“Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı.(Burada şer gibi görünen de hayır olduğu görülür)
Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.
Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.” (18/79-82)
Bu mübarek ayetlerde Musa (a.s.)’ın, “Niçin böyle yaptın?” sorusuna cevap olmak üzere bazı hikmetlere değinilmiş, o da yapılan izahata itiraz etmemiştir. Demek ki, zahiren muzır ve münker görünen şeyler hakikatte öyle değildir. Bu nedenle, Mü’min, büyüklerinin tasvip ettiği ya da sükut ile geçiştirdiği bir meselede, hemen itiraz yoluna gitmemelidir. Cenab-ı Hakk’ın hüküm ve tedbirinde, kendisinin henüz muttali olamadığı hikmetler olabileceğini düşünerek teslimiyeti esas almalıdır.
Şunu anlıyoruz ki; bütün tedbirleri aldıktan sonra neticesi arzu ettiğimiz gibi olmayan işlerde tevekkül, teslimiyet ve rıza limanına sığınmak lazımdır. Zor zamanlar yaşadığımızda; “Veren de O, alan da O.” Diyebilmeliyiz. Bu nedenle Mü’min, başına bir bela gelse, sabreder; bu da onun hakkında hayır olur” (Müslim, Zühd, 64) (Kaynak : İslam ve İhsan)
Hicri yılımız kutlu olsun, kalın sağlıcakla.

Mehmet Doboğlu
Mehmet Doboğludoboglu@kahramanmarasgazetesi.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.