Geriye Gidiş Dışında Değişen Bir Şey Yok

Geriye Gidiş Dışında Değişen Bir Şey Yok

Yeni yılın ilk yazısında insan güzel şeylerden söz etmeli.

Neşeli bir yeni yıl toparlama yazısı yazmalı.

ZOR ZAMANDA GAZEL

Bir gün gelir bu kör acı kendisine bilenir

Zamana katmer katmer, bir gül anlam eklenir

Geçip gider düş gibi, bu kavkılı zor yıllar

Dar kundakta ak bebeler sevdalara dillenir

Sık dişini, yılma sakın, vazgeçme bu umuttan

Elbet bir gün insanlar hasretle kenetlenir

Gör işte o zaman, devranını küskün dünyanın

Bilinmedik cemrelerle bak nasıl çiçeklenir

Görmese de Altıok Metin oğul veren günleri

Toprağın tavından sezip, kemikleri şenlenir. (Bir Acıya Kiracı,Metin Altıok)

Yeni yılda iyisiyle kötüsüyle geçmiş yılın bir muhasebesini yapmak, tabir caizse bir nevi bilanço çıkarmak adettendir.

Hepimizin yüreği ağır, göğsü, gözü dolu. Son bir yıldır yitirdiğimiz gençlerin üzüntüsü ve Soma’da,Ermenekte yaşanan katliam nefeslerimizi kesti. Çoğumuzun dilinde benzer duygularla söylenen bir cümle: Bu ülke en kötü tarihinde bile bu kadar karanlık yaşamamıştı.Gerek dünyada, gerekse Türkiye’de çok önemli gelişmelerin yaşanacağı bir yıla girdik. Geçtiğimiz yılın muhasebesini yapıp bir özet çıkaracak olursak, “gerginlik ve kavgaların eksik olmadığı, Özgür basına yapılan saldırılar, adaletin ve barışın her gün tartışıldığı” bir yıl olarak değerlendirebiliriz. Şu an sokağa tam yansımamış olsa da ekonomiden gelen sinyaller pek hayra alamet değil. Her köşe başında içinde bulunduğumuz yıla dönük kötü, kâbus senaryoları anlatılmakta.

Son on iki yılda neler olmuş, neler bitmiş şöyle bir bakalım!

Yeni yılın ilk haftasında bu son on iki yılın bir muhasebesini yapalım mı? Son 12 yılda ulaştırmada, sağlıkta, eğitimde ve dış politikada büyük devrimlere imza atılmış. Yalan! Yapılanlar devrim değil rant ve talan ekonomisine altyapı hazırlıkları ve bu ekonominin gereğidir.

Son on iki yılda “yirmi beş bin kişi” intihar etmiş! Yirmi beş bin kişinin “intiharı” nasıl izah edilebilir? Hadi diyelim ki bir kısmının aklından zoru var! Ya diğerleri, onların intiharı nasıl açıklanacak?

Ülkenin yaşam şartları düzgün olsa, insanlar geçim sıkıntısı yaşamasa böyle patır patır intihar ederler mi?

On iki yılda yirmi beş bin intihar etmesi demek yılda iki binden fazla kişinin intihar etmesi demektir!

Bu da günde beş kişinin yaşama yerine intihar etmeyi tercih etmesi demektir!

Peki, her dört kişiden birinin “depresyona” girmesi nasıl açıklanabilir?

Ülke güllük gülistanlık da insanlar durduk yerde mi depresyona giriyorlar?

Duble yollar, tüp geçitler, hava alanları, çılgın projeler ile övünüp gezenler işe bir de bu açıdan bakmalılar!

Her ne kadar ekonomik veriler şişirilerek ve demagojik açıklamalarla resmi ağızlardan krizin olmadığı söylense de, büyüme ve üretim rakamlarında yüksek bir artış görülmedi, enflasyon da öngörüleri aştı. İlk 9 ay itibarıyla büyüme yüzde 2,9 oldu. Son olarak yüzde 4’ten yüzde 3,3’e revize edilen büyüme hedefine bu haliyle zor ulaşılacağı ifade ediliyor. Yüzde 5 olarak belirlenen enflasyon hedefi de tutmadı ve Kasım 2014 itibarıyla yüzde 9,15 oldu. İşsizlik de çift haneyi aştı ve yüzde 10,5 olarak gerçekleşti. Bankalara bireysel kredi ve kredi kartı borçlarını ödeyemediği için, yasal takip altına alınan kişi sayısı 3,7 milyona ulaştı. Hükümet pembe tablolar çizedursun, vatandaş borç ve haciz batağına saplanmış durumda. Şimdilik dışarıdan gelen “sıcak para” ile çarklar döndürülerek bu durum perdelenmektedir.

Her özelleştirme, yeni işçi kıyımı ve yeni zamlar demektir. Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar, zaten otomatikman diğer mallara da yansımakta ve başta gıda olmak üzere temel ihtiyaç maddeleri sürekli biçimde zamlanmaktadır. Buna karşılık asgari ücret başta olmak üzere, işçi ve memurların ücretlerine yüzde 3-4 gibi komik oranlarda zamlar yapılmaktadır. TÜİK gibi resmi bir kurum bile ‘açlık sınırı’nı 1.232,00 TL (Binikiyüzotuziki) lira olarak belirlemişken, asgari ücret bunun çok altındadır.

Sıcak paranın yoğun şekilde Türkiye’ye gelmesi nedeniyle, Türkiye’de ithalat cazip hale gelirken,  ihracat ise güçlükle yapılan bir faaliyettir. Çünkü ihracat demek, iş, aş ve istihdam demektir. İhracatın durması, yavaşlaması işsizlik, yoksulluk anlamına gelir. Üretemeyip dışarıdan aldığımız mal ve hizmet var ya; bizim insanlarımız işsiz gezerken onları dışarıdan birileri ürettiler ve bize sattılar. Ya da bu ücretten çalıştırabileceğimiz bu kadar insanımızı boşta gezdirdik, sonra da sadakaya muhtaç ettik. Sanayi ve tarım giderek yıkıma uğratılır, kamuya ait son derece önemli sanayi kuruluşları özelleştirilirken, ‘düşük kur-yüksek faiz’ politikası kullanılarak ülkeye getirilen sıcak paranın yarattığı yanıltıcı hava, sanal ve geçici bir refah dönemi oluşturdu. Geniş halk kitleleri giderek yoksullaşmasına rağmen, tüketici kredileri ve kredi kartları pompalanarak iç talep yaratıldı. Sıcak para ülkemize ne kadar fazla gelirse ekonomimiz o oranda büyüdü…O oranda tükettik ve harcadık… Yapılanlar devrim değil rant ve talan ekonomisine altyapı hazırlıkları ve bu ekonominin gereğidir. Borçla tüketim ve ödünç alınmış refah ortamı, AKP’nin ekonomi masallarının gerçek olduğu yanılsamasını yarattı.

Milli gelirdeki artış gerçekten sağlıklı olsaydı çalışanların asgari ücreti hala açlık sınırının altında kalır mıydı?

Yandaş medyanın ideolojik aygıtlarından yayılan din propagandasının anlamı da gayet açıktır: düzene karşı çıkma, boyun eğ! Çıkarlarına hizmet ettiği müddetçe rejim korunmalı, değilse hangi rejim gelirse gelsin, onlar için önemli değildir. Yandaşlar denetimi tümden yitirmemek için ılımlı İslamcıları tercih etti. Darbeciler, Kemalizm’in ömrünü uzatmak ve onu ayakta tutmak için, Demokratlar yerine kolayca iş birliği yapabilecekleri siyasal İslâmcıların iş başındaki haleflerini iktidara taşıdılar. Derin devletin desteği ile iktidarda olan ekip sağlık alanlarında yaptıkları iyi icraatlar ile birlikte Kemalizm’i ayakta tutmaya devam ediyorlar. İhtilâl ürünü anayasaya ve mevzuata dokunmuyorlar. Sistemi demokratikleştirmek için adım atmıyorlar. Bürokrasiye kendi adamlarını yerleştiriyor, bir misyonu oynamalarını tavsiye ederek, İslamcılara olur verdiler. Hatta AKP’yi özel olarak görevlendirip, bu ülkedeki İslamcı partileri yönlendirmeye çalıştılar.

Bu döneminin büyüme rakamları, iki yönüyle gerçek dışı ve kağıt üzerindeydi. Birincisi, sanayideki rakamlara, yani gerçek ekonomiye değil, sıcak paraya dayanıyordu. İkincisi, TÜİK marifetiyle ekonomik parametreler sürekli değiştiriliyor, rakamlar farklılaştırılıyor, böylece ekonomi sürekli büyüyormuş gibi bir görüntü yaratılıyordu.

Ve bu ekonomik kriz boyutuyla da sınırlı kalmayan, toplumsal, kültürel, ahlaki, maden ocaklarında güvenliksiz çalışma, çok yönlü artan cinayetler, katliamlar, cinnet geçirmeler, yozlaşmanın ve düşkünleşmenin geldiği boyut bu çok yönlü krizin sonuçlarıdır.

Ekonomideki bütün rakamlar bize, son yıllarda büyüyen tek şeyin yoksullaşma olduğunu, sanal refah ortamının ise, yandaş sermayeye bağımlı olduğunu, bu sermaye ülkeden çekildiği anda yaşanacak yıkımın son derece büyük olacağını göstermektedir.

Sonuçta Türkiye; insan haklarının, Özgür basın ve ifade özgürlüğünün yargı eliyle bastırıldığı, herkesin birbirinden kuşkulandığı, bireylerin kendilerini özgür ve bağımsız hissetmedikleri, otoriter referanslarla yönetilmenin doğal sayıldığı büyük bir gözaltı ülkesine dönüştü.

Biz unutkan bir toplum,unutuyoruz olup bitenleri. Ancak umut hep kalıcıdır.

Geride kaç yılınız kalmış olabilir? Belleksiz toplumlarda karanlıkla savaşırken yanlızlaşıyor insanlar.

Daha kaç yıla aynı umutlarla girebilir ve bir gün “bu yılı gerçekten iyi yaşadık” diyebilirsiniz?





Bu yazı için bir yorum yazın

Bir Cevap Yazın

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Adres: Trabzon Bulvarı Borsa Caddesi Ticaret Borsası İşhanı altı no: 9/3 Merkez Kahramanmaraş Telefon: 03442212035 Faks: 0344 225 00 50 Cep Telefonu: 0542 233 89 31
Portal Teması : Wptr.Co