Dipten Gelen Dalga

Dipten Gelen Dalga

Hemen her bayrama hüzün ve acı düşer.

Kurbanı, hayvanın eti veya derisi için kesiminden ayıran temel fark, onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır. Bunu yaparken de malını telef etmesi değil, kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu ortaya koymuş olur. Kur’an da kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının Allah’a ulaşacağının belirtilmesi buna işaret eder.

Gönül isterdi ki, huzur ve saadeti yaşayıp günün anlamına uygun konular kaleme alalım. Ülkede bayramın tadı yok. Huzur, Saadet yok. Anarşinin açtığı yara sıcak ve derin. Memleketin havası hüzün dolu, toplum gergin, şoven duygular kabarıyor. Türküler yerine yanık ve dokunaklı “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime…” ağıtları yakılıyor.

İnsanı dehşete bırakan günlerden geçiyoruz. Gittikçe artan bir arsızlıkla, gittikçe artan bir şiddet yaşıyoruz. Gittikçe ayrışıyor, gittikçe yalnızlaşıyoruz. Ve en kötüsü, kötüleşiyoruz. Çirkinleşiyoruz. Giderek büyüyen bir öfke, şiddet ve endişe. Bu şiddet ve endişenin yerini fırtınaya dönüşen bir öfke seli alırsa, öfkemize yenilmemeliyiz. Daha iyi bir dünya umudumuzu o kadar yitirdik ki kısasa kısas doğal bir refleks halini aldı.

Bu coğrafyada birlikte yaşamak istiyorsak eğer ‘dönemin şartları’nın arkasına sığınmadan her dilin, her dinin, her kökenin acısını da anlamamız ve birlikte paylaşmamız gerekir. Aksi halde nefretle yetiştirilen çocuklar olarak yeni katliamların, yeni çatışmaların ve belki de soykırımların içinde buluruz kendimizi.

Toplum yaşamında böylesi değişimler öyle beş on yıl aralığında gerçekleşmez, daha geniş bir zaman aralığında kendisini gösterir. Tektonik olaylarda, depremlerde olduğu gibi toplumsal olaylarda da böylesi enerji yığılmaları ve boşalmaları olur. Toplumda çözülemeyen sorunlar sonucu biriken enerji, gerilimlerle derinleşir, kaosa neden olur.

Özellikle çağrım yeni kuşak gençlere, dünü yaşamadınız bilmiyorsunuz. Yaşanmış vahşetin adını 12 Eylül koyduğumuz zulüm dönemini “milletçe” yer aldığımız bir filmi tekrar izliyoruz. Anlı şanlı isimler hanelere ateş düşüren yangını söndürmek için kılını bile kıpırdatmıyor. Sizi tahrik edenler, en zor gününüzde yanınızda olmayacaklardır. Bunu böyle bilesiniz. Bizim bir tek düşmanımız vardır o da siyasi ve ekonomik rant peşinde koşup, fakir fukara çocuklarını kendi amaçları doğrultusunda ürettikleri sahte cennet vaadi ile kandıranlardır. Bunların bize vaat ettikleri cennet, Hasan Sabbah’ın, Haşhaşilerine vaat ettiği sahte cennettir. Ülkeyi sevmek, o ülkedeki kadim insanları ötekileştirmekle olmaz. Provokasyonlarla, şoven davranışlarla vatan sevilmez,  bağırıp çağırmakla, kefen giyip sokağa çıkmakla provoke edici davranışlarla bu sorun çözülmez. Yakıp yıkmakla, göçürtmekle ve öldürmekle de bu sorun çözülmez. Ey provokatörler; Eğer böyle çözeceksen, bağırıp çağırmana gerek yok. Kefenini giy, kılıcını, silahını kuşan, aha Kandil orada, git işi bitir,  barışı sağla gel. Bunca fakir fukara çocuğu askerin, fakir fukara çocuğu polisin, dağdaki fakir fukara çocuğu olan gençlerin de ölmeleri gerekmez. Ölümün acısı, tatlısı olmaz. Bağdaki fidanla dağdaki fidanın bir ana yüreğindeki acısı aynıdır inanın. İçimiz yansa da, öfkemiz büyüse de, içinizi sızlatan, karartan bu acı tablo karşısında sağduyulu davranıp muktedirlerin ve provokatörlerin oyununa gelmeyelim.

Bilmezsiniz. Bilseydiniz nefret edemezdiniz. Daha çok ölüm dileyecek kadar kalleş, insanların taze yaralarına tuz basacak kadar alçak olamazdınız. Yüreğinizde büyüttüğünüz nefretin, adını dilinizden düşürmediğiniz yaradan’ın suretine en büyük küfür olduğunu görmemek için, her besmeleyle esirgeyiciliğini ve bağışlayıcılığını zikrettiğimiz Allah’ın, esirgeyip bağışladığı kullarının canlarına kıymanın nasıl Müslümanlık olduğunu sorgulamamak için… Bir taraftaki ölümü yüceltip ötekini alçaltarak olmuyor, kimse ölmesin ve bence kimse ölümü yüceltmez ise kimse de ölmez. Siyasiler şu pis inatlaşmayı bırakıp bozulan barış treninin son vagonunu kaçırmamak için elden gelen gayreti göstermelidirler. Ve ülkenin üzerine kâbus gibi çöken zulüm her geçen gün şiddetini artırıyor. Zira masum insanlara, bir asırlık sancı ve gözyaşının neticesi müesseselere reva görülen eza ve cefayı fısıldayarak telaffuz ettiler. Hele âlimlerin, cemaat önderlerinin sükûtu yok mu? Onların sükûtu zalimin fetvası oldu.

Bildiğim, barış için canlarını ortaya koymuş insanların temiz yüreklerine, nefretinizin karasını çalamayacaksınız. Bildiğim, halkların demokrasi ve adalet özlemlerine engel olamayacaksınız.

Bu kirli savaş kırk yıl daha devam etse bile, sonuç değişmez. Yol daha yakınken bu çatışmalı süreçten vazgeçmeli, hemen barış sağlanmalıdır. Geçmişin acılarını unutmasak da, yaşanan onca acıya yeni acılar ekleyerek yaşamımızı ve geleceğimizi daha acılı günlere teslim etmeyelim. Gözyaşı dökmekle hiçbir şey çözülmüyor. İnsanlığın tarihsel mirasının her yanından fışkırdığı bir coğrafyada canlılığı yok eden savaş ateşini harlatma değil, söndürme zamanıdır.

Sarıldığınız sevdiklerinizin tabutlarından başınızı kaldırdığınızda Vatan Sağ olsun öğretilmişliği ve şartlanılmışlığını bir yana bırakarak, “Vatanı çocuklarımız ve sevdiklerimizle yaşamak için istiyoruz.” Savaşa Hayır, Barışı Haykır. Siz de bilin. Boşuna uğraşıyorsunuz. Size rağmen, size inat BARIŞ olacak. Barıştan başka şansımız yok.

 





Bu yazı için bir yorum yazın

Bir Cevap Yazın

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Adres: Trabzon Bulvarı Borsa Caddesi Ticaret Borsası İşhanı altı no: 9/3 Merkez Kahramanmaraş Telefon: 03442212035 Faks: 0344 225 00 50 Cep Telefonu: 0542 233 89 31
Portal Teması : Wptr.Co